Eşik bekçisi

Yaz günleri erken saatte doğan güneşin ışığı üzerime vurur. Sonra ışığın açısı dikleşir ve parlak ışık saatlerce üzerimde kalır, ama ben bundan hiç rahatsız olmam. Koyu yeşil yapraklarımın güzelliğini ve çiçeklerimin koyu sarısını bu tarz güneşlenmeye borçluyum.IMG_0939

Bahçıvan Hanım’ın anlattığına göre anayurdum Meksika, ikinci adım “Aztec gold” imiş. Bu ikinci adımı, birinci adım olan “sanvitalia” adından daha çok seviyor ve beni çağırırken onu kullanmayı tercih ediyor Bahçıvan Hanım.IMG_0940

“Aztek altını” adlandırmasının benim karakterime daha çok yakıştığını söylüyor. Bu adlandırmayla kendisine, doğduğum toprakları, o topraklarda bir zamanlar yaşayan uygarlığı, o uygarlığın özdeşleştiği elementi ve o elementin insan kişiliğinde yaptığı değişimi düşündürüyormuşum.

.IMG_1102

Ben, o kadarını hatırlamıyorum. Geldiğim bu diyarda bahçıvan hanımın bana sağladığı şartlardan memnunum: bol güneş, az su. Gerçi ben asîlik yapıp, onun bana çizdiği sınırların ters tarafına uzandım. Yönümü pek çok kez değiştirmesine rağmen aynı yönde gitmekte ısrar ettim, direndim. Ve evin bahçeye açılan kapısının önünde “hiçbir yere gitmiyorum, yerim burası” diyerek tırnaklarımı toprağa geçirdim. Bahçıvan Hanım bu direncime önce kayıtsız kaldı,  sonra kapı eşiğine koşut uzayışımı beğendi.IMG_1115

Şimdi sırayı bozanları kendi eliyle sıraya sokuyor ve direncime saygı duyuyor. “Eşik bekçisi”  diyor bana. Özel bir bakım istemeyip kendi kendime yettiğim için diğer nazlı kızlara benzemeyişimi de takdir ediyor

.IMG_1091

Güneş batarken ya da yağmur yağarken Bahçıvan Hanım, elinde kahvesiyle yanıma oturup etrafı seyretmeyi, geçen zamana bakmayı seviyor.IMG_1107

“Günaydın sahip” diyerek her sabah bahçe gezisine çıkarken, onu ilk ben selamlıyorum.

IMG_1110

Kapıdan girip çıkarken bahçe terliğine, çorabına, eteğine veya çıplak ayağına  “elim sende!” yapıyorum.

IMG_1105

Ben, en çok soğuktan korkuyorum;  soğuk yapraklarımı kavurup beni uzun bir iplik gibi ortada bırakıyor. O zaman yeni giysilerimi bana geri verecek ilkyaz güneşinin gelmesine kadar yarı uykuda bir ömür sürüyorum.

Neyse, henüz o karakış günleri gelmedi; daha “altın güz” mevsimindeyiz. Yaşadığım anın hakkını verip güzelliğimi sergilemeye bakayım.

Reklamlar