Pembe gürz

Bahçıvan Hanım “yeni yüzler” arayışına çıkıp fidanlığın köhne bir yerinde beni bulduğu zaman kocaman bir gülüş yayıldı yüzüne. Daha sonradan bir arkadaşına bu anı anlatırken “bir mücevher bulsaydım bu kadar sevinirdim” demişti. Ben de küçük bir saksıda, son yaz güneşini iyi alıp ön tarafı yeşil ve kahverengi hareli, alt tarafı kızıl renkte yapraklarım ve pembe minik bir lolipopu andıran çiçeklerimle güzelliğimin doruğundaydım.IMG_0134

Fidanlık sahibi, fiyatım dışında, ne adımı ne anayurdumu  biliyordu. Bahçıvan Hanım benimle ilgili bilgiyi alamayınca, beni bulduğu ortamın fiziksel durumunu değerlendirerek yetişme şartlarımı okumaya çalıştı. Bunlar; direk güneş ve nemli topraktı.

IMG_1293

Beni tanımıyordu. Adımı, ailemi bulmaya çalıştı, ama hiçbir bilgi olmayınca beni, bitki polisine nasıl anlatacağını bilemedi. Sonunda kendisi, çiçeklerimin biçiminden dolayı bana “pembe gürz” adını verdi. Pembe çiçeklerim ve narin görünümüme karşın, gürz gibi bir savaş silahının adından esinlenmesini benim yayılan, istila etmeye eğilimli, dirençli kişiliğimle örtüştürüyor. (Geçenlerde dil meraklısı kızına eskilerin, bu duruma, yani isim ile fiziksel özellik+karakter uygunluğuna “ismiyle müsemma” dediklerini  anlatıyordu.)IMG_0098

Kış yaklaştıkça doğal sürecim olan çiçeklerimin azalıp, yapraklarımın kuruyup kavrulmasını, hakkımda hiçbir şey bilmediği için, ölme alameti saydı. Hata yaptığını düşündü ve beni korunaklı bulduğu iç ortama aldı. Bu, durumu daha da kötüleştirdi. Bahçıvan Hanım’ın üzüntüsü arttıkça arttı ve öldüğümü düşünerek beni gözden çıkarıp bahçenin bir kıyısına bıraktı.

Günlerin uzamaya başladığı ve güneş ışınlarının daha uzun süre üzerimde kaldığı günlerden birinde kurudu sandığı dallardan yeşerdiğimi görünce sevincinden zıp zıp zıpladı. Üstelik eski kök ve dallardan yeşerme yanında, gürze benzettiği çiçeklerimin solduğunda tohum başağına dönüştüğünü ve dökülen tohumlarımın kolayca çimlendiğini de gözlemledi. Biraz daha büyüyünce Bahçıvan Hanım’ı yine şaşırttım. Niye mi? Çünkü ben dallarımın toprağa değdiği yere kök salan bir bitkiydim aynı zamanda; yani bir yer örtücüydüm.

IMG_0088IMG_1304

Bahçesinin şartlarını düşünerek beni geniş, sığ bir saksıya dikti, yayılmamı bu şekilde kontrol altında tutuyor. Dallarımı uzayıp tutunacak yer bulamayınca aşağıya sarkıtıyorum, çiçeklerimi ise yapraklarımdan yüksekte tutup güneşe uzatıyorum. Bu gördüğünüz ahşap fıçı(aslında eski bir yayık) biz, saksıdaki kızların podyumudur. Kim “ hüsn ü an” ını yaşıyorsa Bahçıvan Hanım onu bu podyuma alır. Kendi de yanda gördüğünüz banka – ben ona taht diyorum- kurulup bizi seyreder.IMG_1286

Bahçıvan Hanım’ın beni keşfetmesi bir yıl boyunca devam etti. Artık bütün özelliklerimi biliyor. Adımı da buldu: persicaria capatata (pink knotweed) İngilizce adlandırmanın Türkçe karşılığı, “pembe düğüm otu”.Türkçede benim adlandırılmam yapılmamış ya da Bahçıvan Hanım bulamadı.

Kirpi ,yavrusunu “pamuğum” diye okşarmış ya, o da kendi adlandırması “ pembe gürz” ü, “pembe düğüm otu” ndan daha güzel buluyor. Siz ne dersiniz?

 

 

Reklamlar