Ezeli aşk üçgeni

Cengiz Aytmatov, anlatımını sevdiğim yazarlardandır. Yüreğinizin derinliklerinde duyduğunuz  bir sızıya rağmen kitaplarını  okumaktan kendinizi alamazsınız. Akıcılık ihmal edilmeden, tam kıvamında betimlemeleriyle sizi götürüp bozkırın ortasına bırakır. é “Selvi Boylum”,” Gülsarı”,” Toprak Ana”, “Beyaz Gemi”,” Gün Uzar Yüzyıl Olur”, “Cengizhan’a Küsen Bulut”,” İlk Öğretmen” okuduğum yapıtlarından bazıları. Bu yazıda “ Cemile” üzerine yazsam da gönlümün “Toprak Ana”da olduğunu belirtmeliyim.

 

 

Kırgızistan Talas’da erkekler savaşa gittiği (2. Dünya Savaşı) için kolhozun işlerini yapmak kadınlara ve Sait gibi (daha on beşine basmamış)çocuklara kalmıştır. Sait’in amcası ölünce yengesi, iki küçük çocuk ile dul kalmış, köyde yaşatılan eski bir adete göre dul bir kadının başka bir yere gitmesine izin verilmediği için de babasıyla evlendirilmiştir. Irmak kenarında, dört tarafı kavak ağaçlarıyla çevrili arazilerinde küçük ve büyük diye adlandırdıkları ayrı evlerde oturmalarına karşın bir aile sayılırlar. Küçük evde Sait’in kiçi-apa (küçük anne)dediği yengesi ve onun gelini Cemile oturmaktadır. Bu ev savaşa iki evladını göndermiştir, Cemile bu oğullardan büyük olanın, Sadık’ın karısıdır ve dört ay birlikte kalmışlardır. Cemile ve kaynanası kolhozda çalışmaktadır.

Diğer ev olan büyük evde Sait, anne-babası ve küçük kız kardeşi kalmaktadır. Büyük ev de iki oğulu askere göndermiştir. Sait’in dülger olan babası evlerin yer aldığı avludaki atölyesinde çalışmaktadır. Küçük kız iki evin hayvanlarını otlatıp evlerin odun ihtiyacını karşılar. İki evi de baybiçe(büyük hanım) dedikleri Sait’in asıl annesi yönetir.2922197

Hasat zamanı kolhozda işlerin en yoğun olduğu zamandır. Hasat biçilip harman yapılacak, cephede savaşanlara ulaştırılmak için zahire istasyona taşınacaktır. Taşıma işinde atlardan iyi anlayan Cemile’yi arabacı olarak çalıştırılmak isteyen kolhoz yönetimine büyük hanım karşı çıkar. Genç, güzel ve eşi cephede olan gelinini bu işe sokmak istemez. Kolhoz yönetimi, kaynı Sait ve dizinden yara alıp cepheden köyüne dönmüş Daniyar’ı büyük hanımın kaygılarını gidermek için Cemile’nin yanına verir.

Cemile, Sait ve Daniyar her biri ayrı arabalarda kolhozdaki harman yerinden istasyona zahire taşırlar. Taşıma işleminin öncesi olan zahirenin yüklenmesi ve sonrasında boşaltılması da yine kendileri tarafından yapılır.

Sait ve Cemile  iyi anlaşır, taşıma işini eğlenceli hale getirirler. Daniyar onlara katılmaz; içe kapalı, az konuşan biridir. Onu, kendi yanlarına bir türlü çekemeyen Sait ve Cemile birlikte olup Daniyar’a bir oyun hazırlarlar: Arabasına en ağır buğday çuvalını koyarlar. Üstteki hafif çuvalları taşımakta zorlanmayan Daniyar ağır çuvala bakakalır ; Sait ile Cemile’nin gülüşmelerinden oyunlarını anlar, sakat dizine rağmen çuvalı yerine taşımayı başarır.

Bu güç testini geçen Daniyar’a karşı Sait ve Cemile’nin tavırları değişir.Ardından Daniyar’ın keyfi yerinde olduğu zamanlarda kısık sesiyle güzel tüktüler söylediğini keşfederler. Günde bir sefer yaptıkları zahire taşıma işi Daniyar’ın söylediği türküler eşliğinde üçlü bir eğlenceye dönüşür. Cemile artık Sait’ten çok Daniyar’a yaklaşmıştır.

Hasat bitmiş, sonbahar gelmiş, Sait iki yıl ara verdiği okuluna yeniden başlamıştır. Nehrin kıyısına indiği bir akşam vakti ırmağı geçip istasyon yönünde ilerleyen iki karartı görür. Bunlar, yan yana yürüyen Cemile ile Daniyar’dır. Kimseler görmeden kaçmaktadırlar. Çığlık gibi “Cemilee” diye bağran Sait, nehir boyunca peşlerinden gitmek ister, acele edince ayağı takılıp yüzükoyun suya düşer. Düştüğü yerde anlar ki Cemile’yi kendisi de sevmektedir.

SAİT –CEMİLE- DANİYAR

SAİT

Ezeli sevda üçgeninin nirengi noktasında Cemile vardır; ama Aytmatov anlatıcı olarak Sait’i seçmiş. Romanın sade ama etkileyici olmasında Sait gibi yeni yetme birini anlatıcı olarak seçmenin rolü önemli bence. Sait, Cemile ile Daniyar’ın bir birlerine akmalarına ta başından beri tanıklık etmiş, gözünün ününde doğup büyüyen ve belirginleşen aşkın nasıl bir şey olduğunu onları gözlemleyerek anlamaya çalışmış, tam anladığında da sevdiği ve sevdiğini hiçbir zaman söyleyemediği kadın bırakıp gitmiştir. Yazar, anlatıcı Sait’i çocuk ve yetişkin olarak iki safhada konuşturarak masumiyetten erkekliğe giden yolda, Sait’in duygularını daha iyi anlatma olanağı bulmuş. “Ben” anlatıcıyı bir fon gibi kullanılıp Sait’in toyluğunun öne çıkmasını sağlamış. Bu tip anlatıcı kullanıldığı için Daniyar türküsünü söylerken yola, Cemile Daniyar’a, Sait Cemile’ye, okuyucu da Sait’e odaklanabiliyor.

O, kendisinden beklenen yengesini koruyup kollama özelliğini layıkıyla yerine getiremez, getiremediği ve yüzüne gözüne bulaştırdığı için de çevresinde alay konusu olur. Üstelik ketumdur, ailesine asla bir şey söylemez.Konuşulmamış bir anlaşma vardır sanki Cemile ile Sait arasında.

Roman akademiyi bitirip ressam olan Sait’in bir nevi bitirme sınavı gibi yaptığı bir tablodan bahsetmesiyle başlar. “Sade”diye nitelediği tabloyu şöyle anlatır: “ Tablonun derinliklerinde solgun bir sonbahar göğü. Onun üstünde uzaklardaki sıra sıra dağlar, hızlı hızlı giden küçücük bulutlar. Ön planda tuğla kırmızısı bir renk. Pelinlerle kaplı bozkır bu. Son yağan yağmurlardan beri hâlâ kurumayan kara yol da var. Kuru olan taraflarda kesilmiş bodur ağaçlar. Yağmurdan yumuşayan araba tekerleği izinin ardında iki yolcunun ayak izleri uzamaktadır. Yoldaki bu izler, uzaklaştıkça yavaş yavaş siliniyor. İki yolcuysa birer adım atsalar çerçeveden dışarı fırlayıverecekler sanırsınız. Bunlardan biri…”

Aynı anlatıcı roman sonunda tekrar çıkar ortaya ve şöyle der: “Hâlâ bugün bile birtakım başarısızlıklara uğradığım, zahmetli ve eziyetli dakikalar geçirdiğim oluyor; bu anlarımda kendime olan inancımı kaybederim. Böyle zamanlarda, sevdiğim bu tabloya, Daniyar’la Cemile’ye doğru dönerim. Uzun zaman onlara bakar durur her defasında ikisiyle de konuşurum.

“Bugün nerdesiniz, hangi yollarda yürüyorsunuz? Şimdi bizim orda bozkırda, Kazakistan’dan Altay ve Sibirya’ya kadar her yerde yeni yapılmış birçok yollar var! Azimli birçok kimseler orada çalışıyorlar. Belki siz de o memleketlere gittiniz. Cemile’m, hiç arkana bakmadan bozkırda yürüdün gittin. Yoruldunsa, kendine olan inancını kaybettinse eğer, Daniyar’a dayan. O sana aşk, toprak, hayat üstüne düzülen türküsünü söylesin! O Ağustos gecesini hatırla! Haydi, Cemile, hiç pişman olma, elde edilmesi zor olan mutluluğa kavuştun!

Onlara bakıyorum, Daniyar’ın sesini duyuyorum. Beni de yola çağırıyor. Benim de pılı pırtıyı toplama zamanım geldi demek. Bozkıra, kendi köyüme gideceğim, orada yeni renkler bulacağım.

Her vurduğum fırçada Daniyar’ın türküsü çınlasın! Her vurduğum fırçada Cemile’nin kalbi çarpsın!”

Sait, çektiği aşk acısını sanata sığınıp hafifletmiş, bir tür dönüştürme yapmış. Biz, okuyucuya da bunun somut hali tabloyu göstererek rüştünü ispatlamış oluyor.18759287

 

CEMİLE

Bakayır’da at bakıcısı bir adamın biricik kızı olan Cemile atlardan çok iyi anlamaktadır. Atla gezen ya huyundan ya tüyünden misali, Cemile de sert, haşin, hatta biraz erkeksidir.  İlkbaharda yapılan bir koşuda daha sonradan kocası olacak Sadık, Cemile’yi yakalayamamıştır. Kuvvetli ve çalışkandır; komşularıyla iyi geçinir. Haksızlığa tahammülü yoktur. Çabucak baş kaldırır. Cemile’yi kaynanası ve kaynatası severler. Sait, dört evladı da askerde olduğu için Cemile’yle avunduklarını düşünüp onları anlamaktadır; asıl anlamadığı kendi annesidir; çünkü annesi hükmedici, kendi kurallarına göre yaşayan biridir ama inatçı Cemile’yi o da  sever.

Cemile, sert ve sıkı örgüler halinde örülmüş saçlarını mendiliyle ustaca sıkmakta, perçem perçem alnına dökmektedir. Bu ona çok yakışmakta, düz yüzünün esmer derisini ortaya çıkarmaktadır. Gülünce laciverde çalan kara badem gözlerinde köyün açık saçık türkülerini söylerken şimşekler çakar. Gelenekler pek çok yerde kadının birey olmasına engeldir ve Cemile başkaldıran mizacı olmasına rağmen onları kabullenmiş midir bilinmez ama karşı da çıkmaz. Sadık ‘ın cepheden eve gönderdiği mektupta büyük hanım, anne- babası, Sait ve kız kardeşi, kabile ihtiyarları yakın akrabaların sağlığı ve mutluluğunu soran sorulardan sonra en son,mektup biterken  Cemile’ye selam  gönderilir. Bu durum şöyle açıklanır: “Yalnız Sadık değil, haysiyetini bilen hiçbir erkek böyle bir şey düşünmezdi. Bunun düzeltilecek bir tarafı yoktu, köyde alışılmış bir şeydi bu. Tartışmak şöyle dursun, böyle bir şey kimsenin aklından geçmezdi, zaten söz konusu değildi.”

Bu mektuplar evdeyse okusun diye Cemile’ye de verilir: “Mektubu yiyecekmiş gibi, satırlara şöyle bir göz gezdirerek okurdu. Ama sona yaklaştıkça, omuzlar çöker, yanaklarının yalazı yavaş yavaş sönerdi. İnatçı kaşlarını çatıp, son satırları okumadan, ödünç alınmış bir şeyi geri verirken duyulan ilgisizliğe benzer soğuk bir ilgisizlikle mektubu anneme verirdi.”

Cemile kendisini dişi olarak görüp yararlanmak isteyen erkeklere karşı kendini savunmasını bilir. Başlangıçta Danyar’ı pek dikkate almaz, Sait ile şakalaşmaya, yarış yapıp eğlenmeye bakar. Aniden atları kırbaçlayıp Sait’i,  Daniyar’ı geride bırakır. Cemile’nin bu atağına Sait hemen tepki verip peşine düşerken, Daniyar sadece bakar. Daniyar,görünüşte Cemile gibi duygularını dışa vuran, coşkulu biri olmamasına rağmen Cemile’yi nasıl etkilemiştir? Kanımca, sakat bacağına rağmen ağır zahire çuvalını kaldırıp taşıyarak Cemile’yi etkilemiş olsa bile; ondan daha fazla ve daha süreğen olan Daniyar’ın türkü söyleme yeteneğidir. Kısık sesle başlayarak gittikçe daha güvenli sesiyle türkü söylemesi, etkileyiş yönleri farklı da olsa,  Cemile’yi etkilediği gibi Sait’i de etkiler.

“Yine her zamanki gibi, istasyondan dönüyorduk. Ortalık iyice kararmış, gece bastırmıştı. Gökteki yıldızlar parlamaya başlamıştı, bozkır uykuya dalmıştı. Yalnız Daniyar’ın türküsü sessizliği parçalıyor, çınlatıyor, uzakların tatlı karanlığı içinde eriyip gidiyordu. Ama bu sefer Daniyar’a bir şeyler olmuştu: Türküsünde öyle dokunaklı, öyle içe işleyen bir tatlılık, öyle bir yalnızlık duygusu vardı ki, ona duyulan muhabbetten ve şefkatten insanın boğazına bir şeyler gelip tıkanıyordu.”

Cemile kendi arabasından inmiş Daniyar’ın arabasının korkuluğuna tutarak başı önde yayan yürümektedir, aynı şekilde Sait de. Daniyar sesini yükseltince, başını sallar ve Daniyar’ın arabasının basamağına sıçrayıp yanına oturur. Sait, yürümesine devam edip göz ucuyla onlara bakar. Daniyar türküsüne devam edip bir aşk türküsüne geçer. Biri söylerken, diğeri dinlerken kendilerinden öyle geçmişlerdir ki Sait’in orada değilmiş gibi hiç farkına varmazlar. Sait ise onlara baktıkça bambaşka iki insan olduklarını düşünüp resimlerini yapma isteği duyar. Daniyar türküsünü aniden keser, Cemile ona çılgınca sarılmış, ama hemen geri çekilmiş, kendini yana atmış, sonra da arabadan aşağıya atlamıştır. Ne yapacağını şaşıran Daniyar dizginleri çekip arabayı durdurur.

“ Cemile, arkasını dönmüş, yol ortasında ayakta duruyordu. Sonra birden başını kaldırdı, ona yandan baktı, gözyaşlarını zor tutarak Daniyar’a :

-Neye öyle durmuş bakıyorsun? Dedi. Kısa süren bir sessizlikten sonra, soğuk bir eda ile:

-Bana bakacağına haydi yoluna git! diye ekledi. Şimdi kendi arabasına binmiş:

-Neye öyle dik dik suratıma bakıyorsun! diyerek hıncını benden çıkarmaya çalıştı.”

Cemile kolhoz onbaşısı Orazmat’tan yerine bir başkasını bulmasını isteyerek, evlerinin arkasından akan Kurkureu nehri gibi, Daniyar’a akmasına kendince önlem almaya çalışır ama onbaşı sert bir şekilde isteğini reddeder.

O günlerde cepheden köye dönen bir arkadaşı aracılığıyla Sadık, Cemile’ye mektup gönderir. Mektup istasyonda Cemile’ye teslim edilir. İlk defa o akşam yolu üçü birlikte değil; ayrı ayrı giderler. O gece geç saatte harmana dönen Cemile Daniyar’a ilan-ı aşk eder.

“Cemile ateşli ateşli:

-Hiç seni ona değişir miyim? Olacak şey mi bu diye fısıldıyordu. Seni ona değişmem, dünyada değişmem! O, beni hiç sevmedi. Mektubunun sonunda bana bir selamcık söylüyordu o kadar. Artık beni sevse de istemem. Herkes istediğini söylesin! Sevgilim benim kimsesiz adamım, seni kimseye bırakmam. Ben hiç bilmeden seni sevmişim, seni beklemişim, seni beklediğimi bilmiş gibi sen de geldin!”

Bu sözleri söylerken Cemile, Sait az ötedeki saman yığınını altındadır. Onları dinlemek ya da gözlemek gibi bir çaba içinde değildir, uyumak istediği için böyle bir yeri seçmiştir.

Cemile, Daniyar’ı seçerek, kendisinden başka herkesin  yazdığı kaderini artık kendisi yazacaktır.

.16747387

DANİYAR

Doğma büyüme Saitlerin köyündendir ama öksüz kalınca üç kapı dolaşıp sonunda Kazakların oraya, ana tarafının akrabalarının yanına gittiğinden ve köyde akrabası kalmadığından  unutulup gitmiştir. “Hayat, rüzgarın önüne kattığı katırtırnağı gibi, Daniyar’ı diyar diyar dolaştırmıştı. Çakmak’ın tuzlu topraklarında uzun zaman kuzuları otlatmış, delikanlı olunca çöllerde kanal kazmış, devletin yeni pamuk çiftliklerinde, sonra Taşkent yakınlarındaki Angres maden kuyularında çalışmış, oradan da askere gitmişti.”

Daniyar, cephede sakatlanınca dönebileceği tek yere, kendisini pek az kişinin tanıdığı Kurkureu ırmağının adıyla anılan köye döner.(Bu özelliği ile bana Yakup Kadri’nin “Yaban” romanındaki Ahmet Cemal’i hatırlatıyor.)Daniyar köydeki gençlerin pek hoşuna gitmez, çünkü onlara benzemez:

“Her şeyden önce keyfimizi kaçıran kendi içine kapalı bir huyu vardı. Az konuşur, konuştuğu zaman da başka bir şey düşündüğü, aklından başka şeyler geçirdiği belli oluyor; düşünceli ve hülyalı bakışlarıyla gözünüzün içine baktığı halde sizi görüp görmediği anlaşılmıyordu.”

Küçük kırışıklıkların olduğu ince dudakları sımsıkı kapalı duran, gözleri tasalı tasalı bakan, yorgun görünüşlü, zayıf yüzlü Daniyar, yalnız kalmayı seçip ya nehir kenarına iner ya da gözetleme tepesine  çıkar. Sait, ondan kendilerine savaşı anlatmasını isteyince ona “ Yok, anlatmam! Savaşın ne olduğunu bilmemek daha iyi !” diye cevap verir.  Onda aradıkları özellikleri bulamayan Sait ve arkadaşları, yüzüne karşı belli etmeseler de, Daniyar’ı hafife almaya başlarlar.

Bütün özelliklerini birleştirince Daniyar’ın şairliğe yakın bir kişi olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemi, Sait’in onun hakkında söylediği “Belki de benim duymadığım kim bilir hangi sesleri ve gecenin ürperişlerini dinliyordu.” , “Benim hiç duymadığım bilmem hangi seslere iyice kulak vermiş gibi geldi bana .” destekliyor sanırım. İşte bir paragraf daha:

“Şimdi bozkırda, basılmış, yumuşak bir yolda gidiyorduk. Daniyar’ın türküsü hep yeni nağmelerle şaşılacak bir kıvraklıkla etrafı sarsıyordu, enginleşiyordu. Bu ne zenginlikti. Ona ne olmuştu? Sanki bunun için vakti saatını beklemişti.

Kafamda her şey birden aydınlandı, herkeste şüphe uyandıran, herkese alay konusu olan o acayipliklerin, hayale düşkünlüğünün, yalnız kalmaktan hoşlanmasının, hep böyle susmasının sebebini birden anladım. Bütün akşam saatlerini niçin  “gözetleme tepsi’nde geçirdiğini, bütün gece niçin ırmak kenarında yapayalnız oturduğunu, başkalarının duymadığı seslere neden hep kulak verdiğini, gözlerinin niçin alev alev, kaşlarının yukarı kalktığını şimdi anlıyordum. İyiden iyiye âşık bir adamdı bu. Âşık olmasına âşıktı, ama her âşık gibi bir âşık değildi. Bunu da gayet iyi anlamıştım. İçi bambaşka, engin bir hayat aşkı, toprak aşkı dolu bir âşık. Evet, o,  bu aşkı içinde saklıyordu. Sesi ne kadar olsa kayıtsız, ilgisiz hiçbir kimse böyle türkü söyleyemezdi.”

Öksüz büyümesi ve yaşadıkları onun içe kapalılığını pekiştirmiş, cephede aldığı yara da yarasına tuz basmıştır. İşte böyle bir halet-i ruhiye içerisindeki Daniyar’ı Cemile’nin seçmesi,  belki de onun, hayattan beklemediği bir lütuftur.

 

Cemile, Cengiz AYTMATOV ,Bütün Eserleri-1, Hür Yayınevi,1974, Çeviren:Şerif Hulûsi

Not:Fotoğrafları Google Earth’ın Kırgızistan ,Talas etiketlerinden seçtim.

 

 

 

 

 

 

Reklamlar