Lale

Yedi ay toprak altında uykuda, beş ay toprak üzerinde; yani uyanık halde. Bendeniz lale! Anayurdu Orta Asya olan Doğu çiçeği. Türkçeye Farsçadan geçmiş adım. Batı dillerine de Türkçe aracılığıyla geçmiş; fakat “lale” diye değil de “tülbent/türban” sözcüklerinden “tulipa” (1) biçiminde.IMG_2645IMG_2908

                               “Tülbent sözcüğü Fars (İran) kenti Tulle’den (bu şehirde dokunan ince bir dokuma) “tül”+ “bent” (bağ) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuş. (2)  Büyük bir ihtimalle taç yapraklarımın şeffaf ve ince oluşu ile benzerlik kurularak adlandırılmışım.IMG_2986IMG_3052IMG_3259

                               Bir Fransız kâşif ve bahçe uzmanı, bitki araştırmacısı olan Pierre Belon  “Observations Plusieurs Singularites” adlı kitabında, Türklerin çiçek sevgisini anlatırken, sarıklarının ( türbanlarının ) üzerine tek bir lale takarak dolaştıklarından söz etmekteymiş.(3) IMG_3049IMG_3214

                               Fransız şair Stephane Mallarme “Her yaşam bir kitap olmak içindir.” demiş. Bu söze yaslanarak benim yaşamım ansiklopedi olur diyebilirim rahatlıkla; çünkü dünya üzerinde, bir dönem tek bir soğanıma astronomik rakamlarda paralar ödenen,  soğanlarıma çiçek borsası oluşturulan (Hollanda’da),bir imparatorluğun bir dönemine adı verilen, başka bir çiçek var mıdır?

                               Oysa çiçekte geçen süreyi (15-20 gün) bir yıl ile kıyasladığınızda görselliği tez zamanda sönen bir bitkiyim. Bulunduğum yerden geriye dönüp bakınca  “Gönül kaçanı kovalarmış.” misali, insanları peşimden sürükleyip durduğumu görüyorum.

                               Ben, lale. Bir soğandan sadece bir başak oluştururum. Çiçeklerimin ömrü serin ve yağışsız günlerde uzar. Doğrudan güneş çiçek ömrümü kısaltmakta. Serin ağaç altları benim için en uygun yetişme alanlarıdır.IMG_3288

                Ilık, esintili havalar beni mest eder. Öyle havalarda gevşeyip taç yapraklarımı iyice açarım. Divan edebiyatında taç yapraklarım ve onlara oranla uzun sapımdan dolayı “kadeh”, “sagar”,”piyale” diye aktarmalar yaparlarmış şairler.IMG_2838

                               İşte zamanım geçti, geçecek.IMG_3431IMG_3420

 Bir süre daha yapraklarım yeşil kalıp güç toplayacak güneşten ve yağmurdan. Ana soğandan minik yavru soğanlar bu dönemde oluşacak. Sıcaklar iyice bastırdığında yapraklarım ve gövdem kuruyup hayat kaynağım soğanımdan ayrılacak. Ve “uyku zamanı!” diyeceğim. Doğada bu süreyi toprak altında geçiriyorum, ama Bahçıvan hanım üst çamaşırlarım, pardon, kısımlarım kuruyunca beni topraktan çıkarıyor, toz kükürte bulayıp (mantardan korumak için) kağıttan yaptığı torbalara koyup saklıyor. Ekim ayında da yeniden saksılara dikiyor.

                Bahçıvan hanım bahçede beyaz laleleri, evde ise renkli soydaşlarımı tercih ediyor. IMG_3438IMG_3470IMG_3467Artık laleli yastığına yaslanıp kitabını okuyabilir. Ne zaman mı? Tabii ki ben uyurken.

 

                1-Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, İsmet Zeki Eyuboğlu, Sosyal Yayınları,2. Baskı, 1991,İstanbul

                2-Adı geçen eser.

                3- “Türbanın Öteki Adı”, Yasemin Yazıcı, Cumhuriyet Dergi,5 Aralık 1999,Sayı:715

Reklamlar