Virginia ya da Annabell Lee

Senelerce senelerce evveldi

Bir deniz ülkesinde

Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz

İsmi Annabell Lee,

Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten

Sevmekten başka beni.

O çocuk ben çocuk, memleketimiz

O deniz ülkesiydi,

Sevdalı değil karasevdalıydık

Ben ve Annabell Lee,

Göklerde uçan melekler bile

Kıskanırdı bizi.


Bir gün işte bu yüzden göze geldi

O deniz ülkesinde,

Üşüdü rüzgârından bir bulutun

Güzelim Annabell Lee,

Götürdüler el üstünde

Koyup gittiler beni,

Mezarı oradadır şimdi,

O deniz ülkesinde.

Biz daha bahtiyardık meleklerden

Onlar kıskandı,–

Evet.—Bu yüzden (şahidimdir herkes

Ve o deniz ülkesi)

Bir gece bulutunun rüzgârından

Üşüdü gitti Annabell Lee.

Sevdadan yana kim olursa olsun,

Yaşça başça ileri,

Geçemezdi ki bizi,

Ne yedi kat göklerdeki melekler

Ne deniz dibi cinleri

Hiçbiri ayıramaz beni senden

Güzelim Annabell Lee.

Ay gelip ışır, hayalin erişir

Güzelim Anabell Lee,

     Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar

Güzelim Annabell Lee,

Orada gecelerim, uzanıp beklerim

  Sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim

O azgın sahildeki

Yattığın yerde seni.

                                                                 Edgar Allan Poe –Çeviren: Melih Cevdet Anday

                     Bu şiiri ilk kez bir televizyon dizisini seyrederken duymuştum. Ortaokul yıllarıydı. Dizideki büyükbaba, eski günlerde yaşadığı bir aşk acısını bu şiiri okuyarak dile getiriyordu. Okunanın şiir olduğunun bilincinde değildim. Senaryo yazarı büyükbabayı konuşturuyordu işte; ama ne güzel konuşturuyordu:

                               …

                “Ay gelip ışır, hayalin erişir”

                …

                “Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar”

                Sözler çok güzeldi, tılsımlı gibi kendine çekiyordu insanı. Dizi “Walton Ailesi” adıyla gösterilirdi. Kalabalık bir aileydiler. Bir sürü çocukları vardı. Küçük John (Con) adlı oğul en dikkat çeken çocuktu; çünkü olaylar onun gözlemiyle anlatılırdı. Adındaki “küçük” ailenin en küçük çocuğu olduğu için değil, en büyük çocuktu hafızam beni yanıltmıyorsa, sanırım ailenin büyük bireylerinden birinin adı da John olduğu içindi. Küçük Con, yazmaya meraklı biriydi; uzun sundurmalı, iki katlı evlerinde izleyici hangi odanın Küçük Con’un odası olduğunu bilirdi. Bütün pencerelerin ışıkları teker teker sönerdi, en son sönen ışık bilirdik ki Küçük Con’un odasının ışığıdır; günlüğün son cümleleri yazıldıktan sonra söndürülecektir.

Lise yıllarında edebiyat ders kitabını karıştırıp işlenecek metinlere göz gezdirirken karşıma çıkan şiirin adı dikkatimi çekmişti: Annabell Lee

                …

                “Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar

                       Eski  eşya konulup unuttulmuş kutu  açılmış; yüze şaşkınlıkla karışık bir sevincin yayıldığı “o an”lardan biri yaşanmıştı. Artık o benim şiirimdi, onu eskiden beri tanıyordum, şimdiye kadar neredeydi! Okudukça gevşiyordum, kullanılan dilin samimiyeti beni kendine çekiyordu. Hayır, kendimi Annabell’in yerine koyup ölünce unutulmadığını öğrenerek avunmuyor, seven erkeğin sadakatine gıpta etmiyordum. Anlatım çok sıcaktı, candandı, okuyanı kendine çekiyordu. I. tekil kişi konuşuyor, “sen”, “ben”,” biz” zamirleri şiir boyunca havada uçuşuyor, diğer sözcüklerle harmanlanıp fısıltı ile mırıldanma arası bir söyleyişle gizemli bir müziğe dönüşüyordu. Bu yüzden okuma bitince yeniden okuma isteği duyuyordunuz.

                İlginç bir durum da şuydu ki “Annabell Lee” çeviri bir şiirdi. Yine bir şair, Melih Cevdet Anday tarafından Türkçeye çevrilmişti. Benim sevdiğim Annabell Lee şiirini aslında Melih Cevdet yazmıştı. Şiir edebi türler arasında çevirmenleri en çok zorlayan türdür oysa. Melih Cevdet şair duyarlığıyla orijinal dilindeki şiiri (ki ben hiç görmedim ve bilmiyorum) tel tel, renk renk söküp başka bir dilin tezgâhında yeniden dokumuştu. Bu anlamda ustanın Türkçe dokuyuşuna şapka çıkartmak lazım.

Edebi türlerde yazar kendi yaşadıklarını bir başkası yaşamış gibi maskeleyerek ya da bir başkasının yaşadıklarını kendi başından geçmiş gibi anlatabilir. İşin püf noktası da bu dönüştürmenin nasıl yapıldığında zaten. Oysa Annabell Lee’nin şairi Poe, kendini kendi gibi yazmıştı. Belki de şiirin etkileme gücü yaşanmış olmasından geliyordu. Nasıl mı?

Poe, anne ve babasını kaybedince güç günler yaşamaktadır. Birçok işe girmiş çıkmış, hiçbirinde dikiş tutturamamıştır. Edebiyatla ilgilenir ama yazdıkları ilgi görmez. Çaresiz, halası Mariah Klemm’in yanına sığınır. Halasının durumu da iyi değildir, dul bir kadındır, üstelik beş çocuğu vardır; ama altın kalpli bir kadındır halası. Poe, onun kol kanat germesiyle “aile havası nedir” öğrenir.

Dul halanın beş çocuğundan üçü kızdır, kızların en küçüğü de Virginia’dır. Sarışın ve parlak yüzlü kuzenine âşık olur Poe. Günlerce içinde artan aşk ateşiyle kıvranır durur, kimseye, kimselere açamaz derdini. Sonunda cesaretini toplar ve açılır, ama Virginia’ya değil; halasına. Altın kalpli hala anlayışla karşılar yeğenini; ama Virginia henüz bir çocuktur. Aralarında on yaş fark vardır. Virginia on üç yaşına girdiğinde evlenmelerine izin verebiceğini söyler halası.

Nitekim Virginia on üçüne girdiğinde evlenip ayrı bir eve çıkarlar. Poe yazarlık dışında bir iş yapmamaya kararlıdır, ama yazdıkları çok az dergide yayımlanır. Eline geçen para ile ev kirasını anca ödeyebilir. Beslenmelerini ihmal ederler. Tek gıdaları birbirlerine duydukları sevgidir.

Evliliklerinin üçüncü yılında vereme yakalanır. O yıllarda bu hastalığın iyileştirilmesi maddi güç gerektirir. Oysa onların üzerlerine örtecekleri battaniyeleri yoktur. Virginia’nın balmumu benzini gördükçe Poe kahrolur.

Sonunda Virginia ölür, deniz kıyısındaki yoksul mezarlığına gömülür. Yapmak istediklerini yapamamış, akıntıya karşı yüzmüş, istediği zaman kıyıya çekme fırsatını hiç yakalayamamış hep sürüklenmiş olan Poe, gencecik yaşta toprağa verdiği, “gelinim” dediği eşi için güzel bir mezar yeri de seçememiştir; ama yapabileceği bir şey vardır Virginia için: Bir “anıt şiir” (1) yazmak.

Annabell Lee şiiri, “Senelerce senelerce evveldi” denilerek zamanın, “Bir deniz ülkesinde…” denilerek mekânın dar kalıbından kurtularak başlar. Lirik şiir dediğimiz “akıldan ziyade kalbe hitap eden” bir şiir için son derece uygun, içten bir anlatıcı (1. Tekil kişi) seçilerek üçüncü hamle, aşk teması seçilerek dördüncü hamle yapılır evrenselliği yakalamak için. O deniz ülkesinde yazılıp okyanus aşarak bize ya da her yere ulaşan o şiir, herkesin şiiridir artık.

“Virginia” adını verdiği şiiri yayımlatmak için götürdüğü yayımcı şiiri beğenir, ama adını beğenmez. Sıradan ve yaygın bir kadın adıdır Virginia, şiirsel değildir. Bu değerlendirme üzerine şiirin adı Annabell Lee olur.

1809’da Boston’da doğan Poe 23 yaşında Virginia ile evlenir. 1849’da Baltimore’da ölür.

1-“İnsan Yüreğine Yolculuk”,Emin ÖZDEMİR, Can Yayınları, İstanbul, 2008, Birinci baskı

Reklamlar