İlmek ilmek

               Charles Dickens ‘ın , “İki Şehrin Hikâyesi “ romanında birbirinden ilginç karakterler vardır. Hayır; romanı özetlemeye yeltenmeyeceğim; sadece ilginç bulduğum bir karaktere büyütecimi tutacağım; Bayan Defarge’a.

                Bayan Defarge, meyhanecinin karısıdır; ama ilk akla gelen işi, yani içki servisini yapmaz. Meyhane ortamıyla bağdaşmayan bir işle uğraşır: Örgü örer.

                Üstelik bu eylemi bir defa değil sürekli yapar. Ne ördüğü (kazak, yelek, şal…)üzerinde hiç durulmaz, sadece örgü örmektedir. Öyle örgüsüne gömülmüş, kendi iç âlemine dalmış da değildir. Elleri işler, gözleri meyhaneyi tarar, özellikle meyhaneye yeni gelenleri göz hapsine alır, kulakları düşük sesli konuşmaları işitmek için alesta beklemektedir.

                Çehov’un edebi eser dilinin fazladan bir sözcüğü kaldıramayacağına yönelik söylediği “öykü başında duvarda asılı bir silahtan bahsedilmişse öykü sonunda, o silah patlamalıdır.” uyarısı gereği okuyucu bu anlatımların arkasından ne geleceğini merak eder, bir şeyler sezinler; ama yazarınkonuya açıklık getirmesini yani “silahı patlatmasını” bekler. Silah roman ortasında şu konuşmayla patlar:

                “Ne dersin Jacques? “ dedi Bir numara. “Kaydedelim mi?”

                “Listeye alalım! Yok, edilecek” dedi Defarge.

                Aç adam bağırdı: “Harika!”

                “Şato ve içindekilerin hepsi mi?”

                “Şato ve içindekiler. Hepsi.”

                Aç adamın sesi kargaya benziyordu. “Harika!” Öteki parmağını emmeye girişti.

                Jaques İki, Defarge’a, “Tuttuğumuz bu listenin başımızı belaya sokmayacağından emin misin? diye sordu ve ekledi: “Şu an için güvencede olduğu kesin çünkü bizlerden başka kimse şifresini çözemez. Ne var ki hep çözebilecek miyiz? Daha doğrusu karın çözebilecek mi?”

                “Karım listeyi aklında tutacağını söylemişse bundan hiç kuşkun olmasın… tek kelimesini bile unutmayacaktır… tek hecesini bile. Kendi örgüsü ve motifleri onun için anlamlarını koruyacaklardır. Zavallı bir korkak ortadan yok olabilir ama Madam’ın örgüsünde kayıtlı isimlerin ve suçların tek bir harfi bile silinemez.”  (1)

                Bayan Defarge’ın örgüsü Fransız Devrimi başladığında tutanak işlevi görür. Madam’ın tuttuğu örgü tutanağı sayesinde zengin, soylu, devrim karşıtı kim varsa teker teker yakalanıp önce mahkemeye, ardından da giyotine gönderilir. Bayan Defarge ve avanesi mahkeme salonunda ( bu mahkeme, devrimcilerin oluşturduğu mahkemedir) yargılama yapılırken ya da açık alanda infaz gerçekleştirilirken dahi örgülerini örmeyi sürdürürler.

                Yazarın, “ koyu renkli saçları lüle lüle” olarak tanımladığı Bayan Defarge niye bu kadar kin doludur? Roman sonuna doğru bu soru da aydınlatılır. Ailesi zenginlerin ve soyluların sebep olduğu acılar içerisinde yok olup gitmiştir. Sans eseri hayatta kalmış, sefalet içerisinde bir çocukluluk yaşamıştır.

                Bayan Defarge’ın çocuk sahibi olup olmadığı konusunda bir bilgi geçmiyor romanda. Çocuksuz, kötü bir çocukluk geçirmiş, örgü gibi kadınsılığı, ısıtmayı, sevgiyi çağrıştıran bir uğraşıyı, intikam alma yolunda bir araca dönüştüren Bayan Defarge karakterinin akibetinin ne olduğunu kitapta bırakalım ve örgüye dönelim.IMG_0731

                İpten oluşmuş bir halkanın şişler yardımıyla sürekli üretilmesi temeline dayanan örgü, planlama, ,eksiltme, artırma, hesaplama, yapı oluşturma yönünden mühendislik çalışması bana göre.IMG_1946IMG_1951

Tabii ki terapi aynı zamanda. Eliniz otomatikleşince, hem örüp hem düşünmeyi bir arada yapmaya başlayınca değmeyin keyfinize. Cisminiz( elleriniz) örgü örerken fikriniz(ruh dünyanız)  serbest çağrışımın bütün olanaklarını kullanır. Dudaklarınız kımıldamaz ama siz birisiyle konuşursunuz.(hatta ona haddini bildirdiniz bile!)IMG_1957IMG_1969

Düşünce ve duyguların niteliklerine göre eliniz hızlanır, yavaşlar, şaşırır, ikiler, kekeler. Derken ilmekler… İlmekler… Rengârenk yumuşacık yünlerle; birbiri içinden çıkarılıp çoğalarak bir orduya dönüşen ilmekler… Ters, düz, dolama, ikisi bir arada düz, sola çapraz, sağa çapraz…  Uygun adım marş!IMG_1970IMG_1975

                Yükünüz hafifledi mi ne? Sanki biraz daha az kırgın, birazcık daha az kızgınsınız. Hele şu ördüklerinizi üç boyutlu hale getirip giydiğinizde mutlu ve  birazcık da gururlusunuz artık.IMG_1982IMG_1986IMG_1991IMG_1997

 

                1-“İki Şehrin Hikâyesi”, Charles Dickens, Çeviren: Füsun Elioğlu, Oda Yayınları, İstanbul,1986, l. Baskı

Reklamlar