Su

                “Su hayattır.” diyor reklamdaki cümle ve bir taşla iki kuş vurup hem suyun elzem olduğunu hem de ticari isimleri olan “hayat” sözcüğünü vurguluyor.

                İnce yerinden, ustalıkla yakalanmış, başarılı bulduğum bir reklam cümlesi.

                Evet; su, hayattır ya da hayat ı su oluşturur. Dilbilim araştırmaları bir dildeki ilk sözcüklerin zorunlu ihtiyaç maddelerini karşılayan sözcükler olduğunu söylüyor.(1) Bu durumda “su” sözcüğü her dilde ilk ve yerli sözcük olma özelliği taşıyor.

                Dile girmiş bir sözcük zamanla soyut anlamlar kazanıp yavrulamaya, dili geliştirmeye, düşünceyi daha rahat anlatmaya araç olur. Nitekim “su”  maddi özelliğiyle doğayı değiştirip dönüştürdüğü kadar insan zekasının uzantısı olan dili de doğrudan(somut) ya da dolaylı (aktarma-metafor)anlatımlarla zenginleştiriyor.

                “Her şey akar, hiçbir şey kalıcı değildir o yüzden aynı dereye iki kez girmek mümkün değildir; çünkü dereye bir kez daha girdiğimde hem ben hem dere değişmiştir.” Bunu, M.Ö 535-475 yılları arasında Efes’te yaşayan Herakleitos demiş.  Su(dere) aracılığıyla doğanın her anının (birbirinin aynı desek de) biricik, tek olduğunu vurgulamış.

 

“Ne zaman sokaklarda dolaşsam

Okul, sinema, sergi

Kullanıyorlar

Bendeki eski benleri.

 

 

Kalabalıklarda çoğalıyorum

Hangisine yetişeyim şaşkın

Tıpkı onun çizgileri

Karşıdan gelen şu kadın.

 

Bir küçük çocuk

Yıllarca öncem

Korkar mı gitsem yanına

Çocuk sen bensin desem.

 

Üç delikanlı yürüyor

Bir dört yol ağzında her biri bir yana

Üçe bölünüyorum

Yolların her birinde birim gidiyor.

 

Biri evde derslerinin başına—kitabı açıyorum

Biri parkta bir sevgili—bekliyorum

Bir yerde çalışıyor üçüncü, okul dönüşü

Gecenin geç saati işimden dönüyorum.

 

Hey durun! Diyorum, siz bensiniz, bensiz

Nereye gidersiniz, hey durun!

Sessizce yürüyorlar benden habersiz

Duymuyorlar, o kadar sesleniyorum.”(2

 

 

                Heraklleitos’in deresinden ve köprülerin altından çok sular aktı gitti, gitmeye de devam ediyor. Bazen sular akmaz, bir yerde birikir veya biriktirilebilir. Birikme, akan su kadar hareketli olmasa da onun da kendine özgü iç ve dış dinamikleri var elbette. Söz konusu su olunca durgun da olsa, bir döngü başlıyor. Ve hiçbir şey bir öncekinin aynısı olmuyor. Küçük bir kent bahçesindeki havuz(göl), su gibi bir nimeti her dem görmek ve gözlemlemek için oluşturuldu. Hep aynı yerde, bir yere gittiği yok. Onu, zaman kılıktan kılığa sokuyor ve “ bu, o mu?” dedirtiyor.

48IMG_0310IMG_0313IMG_01045568IMG_0072IMG_3316IMG_0223IMG_0055IMG_0313IMG_0378IMG_1337IMG_1459IMG_1878IMG_1938IMG_0568IMG_1951IMG_2738IMG_3441IMG_3418IMG_2722IMG_2555IMG_2737

IMG_0167IMG_0005

 

IMG_0032

IMG_0126

IMG_0135

 

IMG_0211

IMG_0290

IMG_3476

 

IMG_6444

IMG_9025

 

 

                Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin

                Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz

                Zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için

                               Demirleyemez miyiz?

 

                Ey göl henüz aradan bir sene geçti ancak,

                Seyrine doymadığı o canım su yanında

                Bir gün onu üstünde gördüğüm şu taşa, bak

                               Oturdum tek başıma!

 

                Altında bu kayanın gene böyle inlerdin;

                Gene böyle çarpardı dalgaların bu yar’a,

                Ve böyle serpilirdi rüzgarla köpüklerin

                               O güzel ayaklara.

 

                Ey göl, hatırladın mı? Bir gece sükût derin,

                Çıt yoktu su üstünde, gök altında uzakta,

                Suları usul usul yaran kürekçilerin

                               Gürültüsünden başka.

 

                Birden şu yeryüzünün bilmediği bir nefes

                Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi.

                Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses

                               Şu sözleri söyledi:

 

                “Zaman, dur artık geçme, bahtiyar saatler siz,

                               Akmaz oldunuz artık!

                En güzel günümüzün tadalım süreksiz

                               Hazlarını azıcık!

 

                “Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün,

                               Hep onlar için akın;

                Günleriyle birlikte dertlerini götürün,

                               Mesutları bırakın.

 

                “Nafile, isteyişim geçen saniyeleri;

                               Akıp gidiyor zaman;

                Geceye: “Daha yavaş” deyişim boş; tan yeri

                               Ağaracak birazdan.

 

                Sevişmek! Hep sevişmek! Akıp giden saatin

                               Kadrini bilmeliyiz.

                İnsan için liman yok; sahil yok zaman için,

                               O geçer, biz göçeriz!”

 

                Kıskanç zaman kabil mi sevginin kucak kucak

                Bize sunduğu sarhoş edici anlar,

                Kabil mi uzaklara uçup gitsin çabucak

                               Matem günleri kadar?

 

                Nasıl olur kalmasın bir iz avucumuzda?

                Nasıl olur her şey büsbütün silinerek?

                Demek vefasız zaman o demleri bir daha

                               Geri getirmeyecek?

 

                Loş uçurumlar: mazi, boşluklar, sonrasızlık,

                Acaba neylersiniz yuttuğunuz günleri?

                Alıp götürdüğünüz derin hazları artık

                               Veremez misiniz geri?

 

                Ey göl! dilsiz kayalar! mağaralar! kuytu orman!

                Siz ki zaman esirger, tazeler havasını,

                Ne olur, ey tabiat, o günlerin saklasan

                               Bari hatırasını!

 

                Sakin demlerde olsun, deli rüzgârda olsun,

                Güzel göl, etrafını süsleyen oyalarda,

                O kapkara çamlarda, sularına upuzun

                               Dökülen kayalarda!

 

                İster meltemlerinde, bir ürperişle esen,

                Seslerde, ister uzak ister yakında olsun,

                Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen

                               Ay ışığında olsun!

 

                Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan,

                Meltemini dolduran kokular, hep beraber,

                Ne varsa işitilen, görünen ve koklanan,

                               Desin ki:”Seviştiler!”(3)

  • “Bütün Yönleriyle Dil”, Doğan Aksan
  • “Heraklit’in Suları”,Behçet Necatigil, Bütün Eserleri 1, Şiirler 1, Cem Yayınları, İstanbul, 1991”
  • “Göl”,Alphonse De Lamartine, Çeviren: Yaşar Nabi, Türkiye’den ve Dünyadan Aşk ve Erotizm Şiirleri Antolojisi, Derleyen: Erdal Alova, Sosyal Yayınları,İstanbul ,1993

 

 

 

 

Reklamlar