Yollar

                Karyolası ceviz kabuğundan, yorganı gül yaprağından oluşan Thumbellina ( Tambelina) iç pencere denizliğindeki gece yerinden de gündüz getirildiği masadaki yerinden de hoşnuttur. Masada annesi dikiş dikerken, o da bir kâse içindeki gölünde lale yaprağından kayığını at kılından küreklerle yüzdürmeye çalışır. Anne de kız da çok mutludur; gelgelelim Tambelina’nın gelişiyle üzerindeki ilginin ve sevginin kayıp gittiğini gören domuzcuk hiç hoşnut değildir bulunduğu konumdan.

                Bu yüzden pencere kanadını örtüyormuş gibi yapar ama tam örtmez. Gece çıkacak rüzgârın minik kızı uçuracak güçte olacağını bilir. Böylece karyolası ile rüzgâra kapılıp savrulan Tambelina’nın gelişiyle kaybettiği sevgi ve ilgiyi kaza süsü vererek geri almaya çalışır; ama alamaz.

                Kadın yani Tambelina’nın annesi deliye döner.  Aramadık yer bırakmaz bahçesinde.

                Çok uzun zaman beklemiştir böyle güzeller güzeli bir kızı olsun diye.Çocuğu olmadığı için Tanrı’ya yalvaran kadının karşısına Tanrı bir derviş çıkarır. Kadının avucuna bir tohum tanesi bırakan derviş; “Ek ve bekle.” der. Kadın tohumu ekip beklemeye başlar. Her gün küçük bahçeli evinin penceresindeki saksıyı kontrol eder. Tohum filizlenip topraktan çıkar,  göverip goncaya durur. Sabırla ve çocuk sahibi olma umuduyla dolu kadın kendine söylenenleri harfiyen yerine getirir: Bekler. Derken bir sabah kontrol için gittiği penceresinde onu görür. Bitkinin (çiçek) goncaları doğan güneşle birlikte açılmıştır, bir goncanın tam orta düzlüğünde minicik bir kız oturmaktadır. O kadar miniktir ki bir eldivenin parmağını keserek ona elbise yapar kadın. Adını da “başparmak” anlamında Tambelina (Parmak Kız) koyar.

                Rüzgâra kapılıp savrulan Tambelina nehirler mi geçmez, dağlar mı aşmaz! Oradan oraya sürüklenir. Bu arada mevsimler gelir geçer, Tambelina’nın arkadaşlık ettiği hayvanlar da ( domuzcuk, kurbağa balık, fare, örümcek, köstebek…)  mevsimler gibi değişir. En son arkadaşı kuş (kırlangıç)  yardımıyla evine dönüp annesine kavuşur Tambelina.

                Macerasını anlattığı annesi Tambelina’nın aslında uzaklara gitmediğini “ nehir” dediğinin bahçenin kıyısından akan dere, “uzaklar” dediğinin de kendi bahçesinin değişik köşeleri olduğunu anlar.

                Masalın sonunda Tambelina’ya şöyle der:

                “Sen, bana bahçemin gördüğümden ne kadar büyük ve zengin olduğunu gösterdin.

 

 

                Hans Christian Andersen ‘in bu masalından sonra Alice’in içtiği ve küçüldüğü sıvıdan içmeye ve küçülmeye ne dersiniz? Kuytulara girmeden, tali yollara sapmadan ana arterlerde seyredeceğimize söz veriyorum. Amaç Tambelina’nın annesine yaşattığı duyguyu bir parça yaşamak. Bahçenizi büyültemiyorsanız kendinizi küçültün! Yani bakış açınızı değiştirin. İşe yarayacak mı? Bilmiyorum. Göreceğiz.

                 Bir vadide uzayıp giden yolda ilerleyelim. Gökyüzü yukarıda, yol geniş ama iki tarafında da bitkiler konumlanmış. Kimileri kocaman. Bazıları yenilebilen türden. Çiçekli, hoş kokulu , türlü renkte yapraklı bir çok bitki.

                  Son yudumu da içip yolculuğa hazır duruma geldim nihayet.

                                Yerde yaseminin serptiği çiçekler, ileride dev bir kapı ve ahşap bir köprü.IMG_3224

Köprüyü geçince sağ tarafta karanfil, pembe Cezayir menekşeleri, sarı ipek çiçekleri.IMG_7896

Sol tarafta kediler ve börtü böcek için bir yalak. Ayaklarımın altında lila mineler.IMG_3270IMG_3500

                İleride solda mermer bir kurna. Solda gümüşi yapraklı kuzukulağı, kurna kenarında kış ortancası, kurna önünde zemheri menekşeleri, yola eğilmiş Acem laleleri. Sağda karanfil ve lavantalar.IMG_2432

                Bir ahşap köprü daha.IMG_3284

Sağda limon otu,  solda mercanköşk, ileride kala.IMG_7819

                 Mercanköşk ve dağ kekiği.IMG_8850

                Sağda gümüşi lâvantin, solda mor yapraklı oksalis.IMG_0756

                Sağda beyaz çiçekli alisyum, yine sağda ileride taşkıran.IMG_2704IMG_2984IMG_3286IMG_3287IMG_3288IMG_2672

                Sağda ve solda alacalı gümüş yapraklı lumium.IMG_3782

                Camgüzeli, lobelya ve mercanköşk.IMG_4341

                Her yıl dökülen tohumlarından biten ipek çiçekleri.IMG_4352IMG_4353

                Vapur dumanı, Japon mazısı ve lavantin.IMG_4354IMG_8117IMG_8588

                Transilvanya adaçayı sağda, dağ kekiği solda.IMG_8599

                Yaprak güzeli, Transivanya adaçayı, kuzukulağı, adaçayı ve mercanköşkten oluşan öbek.IMG_8834IMG_1072IMG_2341IMG_2364IMG_3243IMG_2607

 

                İçilen sıvı etkisini yitirmeden “Yollar” şiiriyle bitirelim bu yolculuğu.IMG_2491

 

 

 

 

                “Bir lamba hüzniyle

                Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi;

                Söndü göllerde aks-i girye-veşi

                (Söndü göllerde ağlamaklı yansıması)

                Gecenin avdet-i sükûniyle…

                (Gecenin durgun geri dönüşü ile…)

 

 

                Yollar

                Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî,

                (Ki gider kimsesiz, boş, sonsuz,)

                Yollar

 

 

                Hep birer hatt-ı pür- sükût oldu

                (Hep birer sessizlik çizgisi oldu)

                Akşamın sine-i gubârında.

                (Akşamın tozlu göğsünde.)

 

               

                Onlar

                Hangi bir belde-i hayale gider

                Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?

                ……….

(1)Ahmet Haşim, Bütün Şiirleri, Can yayınları, İstanbul, 1985, 2. Baskı

Reklamlar