Küçük Nar Ağacı Büyüğüne Karşı

            Huysuzlukta “ Sürahi Hanım” ile yarışabileceğini düşündüğüm  rahmetli babaannem nar yerken kocaman bir kap alırdı kucağına. Ve biz torunlarına cennet meyvesi dediği narın hiçbir tanesini yere düşürmeden yemenin büyük bir sevap olacağını,  karşılığında cennete gidileceğini söylerdi. Başarır mıydı hiç tane düşürmeden yemeyi? Bilmiyorum; hangi çocuk bu kadar uzun süre (bir narın tamamıyla yenilip bitirildiği zaman) bekleyebilir ki…

            Evimizin bahçesinde bizden önceki ev sahibinin diktiği bir nar ağacı vardı. (“Neye niyet, kime kısmet” deyimini ben, bu bizden önceki “yeşil elli” kadının diktiği ağaçlar aracılığıyla öğrenmiştim; çünkü her meyve yenilişinde taktirle hatırlanırdı.) Yetişkin bir nar ağacının  coşkusunu ve birazdan yer vereceğim şiirde  şairin dediği o kahkahaları ben ilk kez  o bahçemizdeki nar ağacında görmüştüm.

            Haziran başında  2-2,5 metre boyundaki bu ağacı alevler sarardı.O “nar çiçeği rengi”nin çığlığı metrelerce ötelerden görülürdü. Kahkaha üzerine kahkaha atardı nar ağacı. Derken  kedi patisi gibi yumuşak bir yaz yağmuruna karşı da bu kahkahalarını sürdürmeye çalışırken geceye  bıraktığımız nar ağacını sabahleyin alevleri sönmüş bir biçimde bulurduk. Kapı süpürmeyi bir iş değil; zevk sayan şimdiki ben,o kor parçalarını süpürür, bir küreğe alır,bir duvar veya daha ötelerdeki bir bitki dibine dökerdim.

            Yatılı okul okurken güneyden gelen bir arkadaşım portakal ağacına övgüler düzerdi. Ona nispet olsun ve kasvetli yatılı okul günlerini neşelendirsin diye benim de bir ağacım olmalıydı; ama hangisi? Dalına ulaşamayıp ağacına da çıkamadığım ama düşen eriklerini annemin naneliğinin içinden topladığım için yeşil nanenin o çiğ, keskin kokusuyla erik tadını birlikte hatırlamama neden olan komşunun erik ağacı mı; yoksa yeşil bir çadırı andıran ve bana “ benim evim” hissini veren köyümüzdeki küçük gürgen ağacı mı? Nar ağacının o alevden kahkahası  bu iki ağaca galebe geldi ve nar ağacı benim ağacım oldu.

            Derken Yunan şair Elitis’in (1911-1996)  o şiirini keşfettim bir gün. Gördüğüm, hissettiğim, adını koyamadığım ve anlatamadığım duyguları dizelerinde bulunca bu hiç tanımadığım, ülkesinde hiç bulunmadığım, dilini bilmediğim  şairin dizeleriyle  tekrar baktım nar ağacına. Hâlâ da onun dizelerinden herhangi biriyle bakıyorum ona, onlara.

            Yıllar sonra bu küçük kent bahçesinin sahibesi olunca, annemlerin bahçesinden,  bir zamanlar çiçeklerini süpürdüğüm ağaçtan çoğaltma, bir fide getirip diktim bahçeme.Ama bahçe küçük çiçek isteği büyük olunca  nar ağacı sevdam geçinemedi çiçek sevdamla. Nar fidesini söküp başkasına verdim.

img_4433

            “Sadece susayan suyu aramaz; su da susayanı ararmış “ ya ; yan komşunun bahçesinde, gölgede kalıp büyüyememiş nar ağacı, etrafı açılıp güneş gördükçe nar ağacı olduğunu anladı ve benim de imdadıma yetişti. Diğer tarafı gölgede kaldığı için meyve tutmayan bu ağaç meyveleri olgunlaşıp ağırlaştıkça bizim tarafa sarkarak böyle hoş görüntüler oluşturuyor.      img_4461img_4435img_4463

    Bahçenin diğer bir köşesinde büyük ağaçla kıyaslandığında  beni gülümseten bir süs narım var ki büyüğünde –boy dışında – aradığınız  tüm özellikleri elinde bulunduruyor.img_3955img_7116

img_4441img_4443img_4491img_4438img_4481

Yani; o bir “ çılgın nar ağacı”

 

 

Kıbleden esen yelin kemerler arasında ıslık çaldığı

Bu beyaz avlularda, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı

Nar dolu kahkahalar atarak aydınlıkta sıçrayan

Rüzgârın inadıyla, fısıltıyla; söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,

Şafakta yeşeren yapraklarının ışıltısıyla

Bir zafer sevincinin renklerini coşturan?

 

Çayırda çıplak kızlar sarışın kollarıyla

Yeşil yoncaları biçmek için uyandıklarında –

Uykunun sınırlarında dolaşarak – söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,

İçinin saflığıyla kızların yeşil sepetlerini ışığa

Ve adlarını kuş cıvıltılarına boğan, söyleyin,

O çılgın nar ağacı mı dünyanın bulutlu gökleriyle savaşan?

 

Kendini kıskançlıkla yedi tür tüyle süsleyip

Ölümsüz güneşin bin bir rengine büründüğü gün,

Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,

Kaçmaya kalkan atın yüz kamçılı yelesine sarılan,

Hiç acınma, hiç yakınma bilmeden, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,

Ufuktan şimdi doğan bir umudu haykıran?

Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı, bize uzaktan

Serin alevli yaprakların mendilini sallayan,

Doğum sancısı içinde bin bir geminin,

Bin bir kere yükselip alçalan dalgaları

Bilinmedik kıyılara uzanan bir denizdeymiş gibi,

Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı, havanın saydamlığında donanıp gıcırdayan?

 

Başı taa havalarda, ışıyan ve övünen mor salkımlarla,

Tehlikelere açık, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,

Dünyanın orta yerinde şeytanın fırtınasını ışıkla parçalayan,

Ve günün, üzeri türkülerle işli sırmalı örtüsünü

Boydan boya yayan, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,

Günün ipek giysilerinden bir anda soyunup kurtulan?

 

Söyleyin, ilkin büzgülü etekleriyle Nisan’ın,

Sonra yaz şenliğinin ağustosböcekleriyle gülüp oynayan,

Öfkelenen, her türlü gözdağını kara kötülükten arıtıp

Güneşin kucağına esrik kuşlarını serpen,

Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı bu, her şeyin,

En gizli düşlerimizin bile üstüne kanat geren?

 

 

                        Odisseus ELİTİS

 

               Çeviren: Cevat ÇAPAN

 

 

 

 

Reklamlar

4 thoughts on “Küçük Nar Ağacı Büyüğüne Karşı

  1. Benimde kulağımda Bedia Akartürk’ün gevrek sesiyle söylediği (Nar ağacı nar’sız olur mu?)türküsü çalmaya başladı

    Beğen

  2. Elinize emeğinize sağlık hocam. Bahçeniz çok güzel çok bakımlı.orada oturup o güzel kıpkırmızı narlardan yemek ne güzel olur eminim. Sevgiler. 🙂

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.