O da Yeniydi Bir Zamanlar

                Yeni bir yıla adım atmanın eşiğindeyiz. Kocaman bir yılı deviriverdik. Günahıyla, sevabıyla işte önümüzde yatıyor. Tanrı taksiratını affetsin!

                İnsanoğlu takvimi bulunca zamanın ya da daha küçük ölçekte günlerin geçişini  ölçme imkânına erişti. Takvimin insanoğlunun hayatına bu kadar sokulmadığı dönemlerde onun yerini doğa tutuyordu. Şairin Anadolu insanını anlattığı o dizelerdeki gibi:

                               “Okuma yok yazma yok bilmeyiz eski, yeni

                                 Kuzular bize söyler yılların geçtiğini”  (1)

                Kuzuların doğması, dallarda yaprakların yeşermesi ya da sararıp dökülmesi, kar yağması; bunların her biri zamanın yıl boyutunda geçtiğinin alametleriydi. Şimdi takvim sayesinde çok daha ince detaylara inebiliyoruz. İnsanoğlunun müşterek serveti takvim bize bu olanağı veriyor. Sınav tarihi ve zamanı, yarışma tarihi, evlilik tarihi… liste uzayıp gidiyor.

                         Kent yaşamı ve o yaşamın dayattığı koşturma bize aynı zamanda bir takvim olan doğayı ve onun nimetleri mevsimleri unutturuyor. Kentlerde doğadan eser yok çünkü. Bir iki yerde park ya da bahçe olsa da oradan geçip o güzelliği; ya da takvim diyelim; fark edecek insanlar yok; çünkü ya servis içindeler ya da kendi otomobilleri içindeler. Arada kalan yayaların da bakacak zamanları yok çünkü gözleri ellerindeki telefonun ekranında.

                Yarın sınav var! Bilgisayar başından kalkıp yatağa yat, sabah kalkıp işe veya okula git. Mesai dolunca taşıt kalabalığında eve dön. Tarihi ve onun alt birimi saati gösteren donanımlar şehir yaşantısında değişik noktalara konuluyor; ama ortada zamanı biyolojik olarak bize gösterebilecek doğa yok ki zamanı mevsim düzeyinde ona bakarak ölçesin.

                     Doğayla iç içe yaşayanlar, bahçesi olanlar doğa takvimi yönünden şanslılar. İşte geçen bir yılı doğa (bahçe) takvimiyle hatırlamanın zamanı geldi; çünkü bugün eski yılın son günü. Yılın dibinden ta başına doğa takvimiyle bakmak, mevsimlerle geçen zamanı tartmak. İşte yapacağımız işlem bu. Ve işte şimdi eski olan yılın başına dönüyoruz.

                                      KIŞ

                               İçe, evin içine, kendi içine çekilmek zamanıdır kış. Her zaman kar olmaz ama olduğu zamanlar sihirli bir elin değiştirmesiyle sessiz bir masal dünyası na dönüşür etraftaki şeyler. Bilirsin orası evindir, bahçendir;  ama kar onu öyle güzelleştirmiştir ve faklılaştırmıştır ki başka bir âlem gibi gelir sana. Geceler ki düşüncelerimize çekidüzen verirler, uzunlukları ile düşüncelere gark olmaya elverişlidirler. Gri zamanlar gri saçlar mıdır yoksa? Kış bu yönleriyle bir filozofu çağrıştırıyor bana.

img_0335

img_0181img_0011img_0032img_0243img_0064img_0121img_0134img_0198img_0248img_9679img_0109

                               İLKYAZ (bahar)

                               Güneşin her geçen gün parlaklaştığı bu günlerde her şeyin ve herkesin bir telaşı vardır. Tohumlar, soğanlı bitkiler toprağı delip parçalarlar, dal biraz daha uzağa uzamak için gerilir gerilir, sabah ile akşam arasında daha farklıdır yapraklar. Hayvanların ötüşleri, tavırları değişir. Uçarı, hercai bir zamandır bahar. Ferah soluğu ve pembe yanaklarıyla, güzel kokusu ve çabukluğuyla imrendirir kendine. Coşkuludur; bir bakarsın ılık ve güneşlidir hava bir bakarsın bulutlar, yağmur hatta kar.

img_1493img_0871img_1209img_1002img_1281img_1816img_1917img_2000img_2058img_2208img_2329img_2946img_2456img_2636img_2628

                               YAZ

                         Güneş, ışıklarını kırbaca dönüştürüp tüm bitkileri büyümeleri için kırbaçlar. Renkler daha parlak, gövde biraz daha dik, dallar daha güçlüdür. Bonkör ve savruktur yaz. Her şey o kadar boldur ki güzellikler bile kanıksanabilir. Günler bir şey düşünemeyecek kadar uzundur. Güneş hayat verdiği renkleri çabucak soldurur. Rehavet ve margarin gibi erime zamanıdır yaz.

img_3124img_3150img_3188img_3186img_3503img_3569img_3584img_3644img_3621img_3720img_3958img_4182img_4221img_4323

                               GÜZ (Sonyaz)

                               Bir hüzünle geliverir, teni biraz solgundur ama olgunlaşmış ve ağırbaşlı olmuştur artık. Bağbozumu zamanıdır. Vermeyi sever sonyaz, cömerttir. Hareketleri delişmen ilkbahara göre daha ölçülü ve yerindedir.

img_4659img_4381img_4369img_4446img_4449img_4519img_4549img_4606img_4634

                              1-“Bingöl Çobanları”, Kemalettin Kami Kamu

Reklamlar