Beyaz Ballıbaba ya da “Lamia”

               Lamia!

               “Beş sesin üç tanesinin ünlü olması, ünlülerin kalın-ince ve geniş- dar zıtlıkları söyleyişi müzikli hale getiriyor bu isimde. Arapçadan dilimize girmiş bu sözcük bayan ismi olarak kullanılıyor. Anlamı “parıltı”. Ve bu ad sana çok uyuyor.” diyor çiçeklerin  adları üzerinde durmayı ve  onlara takma isimler vermeyi seven Bahçıvan hanım.

               Açık yeşil üzerine kar serpiştirilmiş görüntümün “parıltılı”olması, batı dillerindeki adımın lamium olması bu adı bana yakıştırmasına yetti Bahçıvan hanımın.

               Türkçedeki adım olan beyaz ballıbaba ismimin beyazına itirazı yokmuş ama “baba” kısmının bana yakışmadığını düşünmekteymiş. “Fazla erkeksi”  diyor. Zarif görünüşüme uygun düşmeyen bir adlandırmaymış ona göre bu isim. Bu yüzden Bahçıvan hanımın bahçesinde ben “Lamia”yım. 

               Gelelim karakterime: O parıltılı giysimi her mevsim korurum. Kardan, buzdan korkmam. Yağmura, neme bayılırım. Yanında hafif güneş de olursa değmeyin keyfime. Doğrudan güneş alan yerler karakterime aykırıdır.

               Küçük boylu olduğumdan bahçe düzeninde ön kısımda tutulmalıyım. Çok hızlı büyümediğim gibi diğer kızları boğmaya da çalışmam. Arılar nektarımdan dolayı beni severler. Yapraklarımın arasına parmaklarınızı daldırırsanız  -saçlarınızın arasına daldırır gibi- yosunumsu hoş kokumu koklayabilirsiniz.

               Gümüş renkli yapraklarımla diğer bitkilerle yaptığım düet ya da koro icralarını çok değerli bulan Bahçıvan hanım bahçenin değişik kısımlarında ve farklı bitkilerle bu özelliğimi vurgulayan tekrarlamalar yapıyor.

               Taş diplerine de çok yakıştırıyor beni. Derin bir dinginlik duygusu veriyormuşum bu görüntümle ona.

               Toprağa değen dallarım, uygun nem varsa, kök salar; çoğaltılmam bu köklü kısımların ana gövdeden kesilip alınmasıyla olur. Uzun bir çiçeklenme döneminden sonra sıcaklıklar iyice artınca dinlenmeye geçip güz yağmurları başladığında güç tazelerim.

               Gölge alanlarda da yetişebilirim. Işık fakiri bahçeleri ya da köşeleri gümüşî yapraklarımla aydınlatabilir, parıldatabilirim. “Lamia” adının hakkını da böylece vermiş olurum.

 

 

Karamuk (agrostemma githago)

               Bahçedeki diğer kızların “hasekiküpesi, hanımeli, hanım düğmesi, hanım çantası, küpe çiçeği” gibi sosyal statüyü belirten isimlerine karşın benim adım karamuk. Ama bu haksızlık; neden benim de zarifliğe, kibarlığa vurgu yapan ismim yok, Bahçıvan hanım!

               -A benim tohumu kara, elbisesi lila kızım! Sen, çiftçilere etmediğini bırakmamışsın, modern tarımın henüz başlamadığı dönemlerde. Dar yaprakların ve uzun saplarınla seni ekinden ayırt edemezlermiş çiftçiler. Çabucak çiçeğe durur, çiçek sonrası kocamanlaşan tohum başağından buğdayla yarış eder gibi tohum verirmişsin. Üstelik tohumların da zehirliymiş. Zibil gibi tohum vermen yüzünden yıldırdığın çiftçiler senin ne şirin çizgili  -cebe konulmuş mendil misali- lila elbiseni, ne de zarif bir şekilde kıvrılan başaklarına dikkat etmişler. Algıda seçicilikle seni kendilerine en çok hatırlatan yönünü öne almışlar. Sen, onlar için un olsun diye değirmene gönderdikleri buğdayın içinde zararlı bir siyahlık olmuşsun.  

               Burada, bu kent bahçesinde de tohumlarım nereye serpiliyorlarsa orada bitiyorlar. Sadece bu kadarı yetiyor bana. Güneş alan bir yer de oldu mu değmeyin keyfime! Suya ihtiyacım yoktur. Haziranı öteye geçmeden unumu eleyip eleğimi asarım zaten. Tek yıllık bir bitkiyim ben.

Gelincik, benim ekin tarlasından arkadaşımdır. Canım arkadaşım; hazırsan bahçe balosuna beraber gidebiliriz.

Üzüm sümbülü ( muscari armeriniacum)

                               Bugünlerde kırlara yolunuz düşerse beni rahatlıkla görebilirsiniz. Beni de Bahçıvan hanım bir kır gezisi sayesinde elde etmiş. O gün, bugün; derken yıllar içinde çoğalarak bu hale geldik.

               Kırlarda serpme olarak papatya ve hindibaların sarı çiçekleriyle gerek renk gerek ebat yönleriyle oluşturduğumuz kombinasyona bayılıyor bayılmasına Bahçıvan hanım;  ama bu görüntüyü bahçesine taşımanın doğa ana kadar geniş imkanlara sahip olmayan kendisi için uygun olmadığının da farkında. O da kendince bir çıkış yolu bulup beni saksıda yetiştiriyor ve saksıdaki görüntümün de kırlardaki kadar özgürlük duygusu vermemesine karşın çiçeklerimin maviliğini daha fazla vurgulayan bir yetiştirme yöntemi olduğunu düşünerek avunuyor. Mavi hülyalı bakışlı kızıyım ben, Bahçıvan hanımın.

               Onu hiç üzmem, vallahi hiç üzmem.  Menekşe rengi gözlerimden dolayı peşimdeki gönül avcılarının komplimanlarına karnım toktur. İnanmıyorsanız etrafımdaki kızlara sorun… diyeceğim ama etrafta kızlar da yok. Tek taş yüzük kalmışım ortalıkta!

               Çiçekte kalma sürem diğer soğanlı kızlara göre daha uzundur.

                Bir ayı çiçekli geçirebilirim. Çiçeklenme sonrası geriye bir sürü çocuk yani tohum bırakarak; ne, efendim hani iltifatlara karnım tok muydu, ben mi demişim,ne zaman, nerede, kii ime demişşşş  imim.  Aahh, zaten uykum da geldi! Toprak altına çekilip uykuya yatarım. Bayıltıcı sıcaklı yaz günleri bana göre değildir, ben kuzeyliyim. Erken baharın o bir yağmurlu bir güneşli, bol bulutlu, kırağılı, sisli günleri tam bana göredir. Ekim ayı saksımın kapısını çalana kadar top patlatsanız duymam artık.

               Evet, biliyorum, kokum yok ama rengim bu eksikliği fazlasıyla dolduruyor. Tek bir şeyi bastırarak söyleyeyim: toprağım geçirgen olsun. Başıma kar, yağmur, dolu yağabilir; tek; soğanım su içinde kalmasın. Süzülsün su ayak uçlarımdan.

               Beyaz çiçekler ile çok yakıştığımızı düşünen Bahçıvan hanım birbirimizden uzakta olsak da böyle görüntüleri kaçırmamaya çalışıyor.

 

Kalanşo

 

Bahçıvan hanım beni fidanlıkta kırmızı çiçeklerimle gördüğünde “mercanın bir türü mü” diye düşünmüş; ama yapraklarıma bakınca meseleyi anlamış. Daha önceden de  kalonşo yetiştirmişmiş   fakat daha öncekilerin çiçekleri benim sahip olduğum tipte değilmiş. Bu özelliğim beni bu eve getirmiş.IMG_5166IMG_5006IMG_5163

Aydınlığı severim. Bu, doğrudan güneş altında kalmak anlamına gelmemeli. Akşam veya sabah güneşi tam da istediğim kıvamdır.IMG_5054

Doğrudan güneş alan yer kaçınılmaz ise güneş ışınlarını bloke eden bir güneşlik veya tente arkasında da sağlıklı yaşantımı sürdürürüm.

Olmazsa olmazım geçirgen bir topraktır. Yukarıdan dökülen su saksı dibinden süzülüp gitmeli –huni misali – ve köklerim su içerisinde kalmamalıdır; ya da suya daldırma şeklinde – saksıyı su dolu bir kabın içine bırakma- sulanacaksam ıslaklık saksı toprağının üst kısmına ulaştığında sudan çıkarılmalıyım.IMG_5057

Yumuşak, besin değeri yüksek (humuslu) topraktan hoşlanırım.

Çiçeksiz uç sürgünlerimi 2-3 yaprak altından keserseniz daha fazla sürgünlenerek yanlara doğru genişlememi sağlayabilirsiniz. Ya da uç sürgünlerinin 4-6 yaprak olmasını bekleyip keserek aynı saksıya dikebilirsiniz. Bahçıvan hanım bu iki budama biçimini kullanarak böyle zengin bir görüntü elde etmeyi başardı.IMG_5070

Çiçeklenmem sizi tatmin edecek derecede uzundur.4-6 ay,  çiçekli kalabilirim. Kar yağdığındaki görüntümü hatırlatayım size.IMAG0364IMG_4727IMG_4738

Aslında bir kış çiçeği değilim. Derin budama sonucu tomurcuklanmam geç sonbahara uzamış, soğuktan korunayım diye de dış kapının yanındaki yerimden balkona taşınmıştım. Bol aydınlık, nem, su, buğulanmış camlar, sokağın manzarasına nazır yerim o derece güzeldi ki hepsi bir araya gelince memnuniyetimden böyle bir sonuç oluştu.

Gri şubat ayını kırmızı kahkahalarımla şenlendirdim. Günden güne parlaklaşan güneş üzerime sert ışıklarını gönderdikçe mevzi değiştirip geri çekilerek kendimi korumaya çalışıyorum.IMG_5066IMG_5067

Neşemi içeriye taşısın diye kazayla kırılan çiçekli dallarımı suya koymuştu Bahçıvan hanım. O görmeden köklerimi iştahla suya saldım bile.IMG_5162

Pekiyi; sonra ne mi olacak? Uzun bir süre daha çiçekli kalmaya devam edeceğim. Çiçeklenme bitince ya da iyice azalınca Bahçıvan hanımın makası beni çok derin budayacak.Sakın ha üzüldüğümü sanmayın! Sertleşmiş üst kısımlar uzaklaşınca yeni sürgünler sürüp gençleşeceğim; yeniden çiçek açmak için. Bu süreyi de yazlıkta (bahçede) geçireceğim.

Kelebek çalısı

                İki duvarın dik olarak birbirini kestiği bir köşedeyim bahçede; ama bahçenin en gözde köşesi diyebiliriz buraya. Niye mi? Çünkü evin önünde; çünkü bulunduğum nokta bahçenin panoramasına hâkim; çünkü dallarım ve çiçeklerim bol güneş alırken köklerim nemli ve humuslu toprakta keyif yapıyor.img_4242

               Bahçıvan hanım küçük dal, yaprak vb bitki artıklarını –laf aramızda görüntüleri çirkin olduğu için- getirip bu köşeye yığıyor. Yağmur, güneş, nem, bakteri, solucan derken 4-5 ay sonra o güzel kokulu toprak oluşuyor. Toprağın lezzetini alan ben ve diğer kızlar yarış ediyoruz birbirimizle.img_3696

                Boy olarak başı ben çekiyorum; bir veya iki gövde üzerinde büyütüp şemsiye görüntüsü vermeye çalışarak küçük bahçesini hacimce ekonomik kullanmaya çalışıyor Bahçıvan hanım.

                Çok ama çok arsızım. Üç kez hem de çok derin budadı beni Bahçıvan hanım bu yıl. Belli aralıklarla budanmayınca alıp başımı gidiyorum. Ne kadar budanırsam, o kadar güzelleştiğimi söylüyor sahibem. İlk budamamı erken baharda, ikincisini çiçeklenmeye yeltendiğim haziran ayı ortasında yaptı. Çıldırasıya bir coşkuyla çiçek başağı boyumu 35-40 cm’e çıkardım.img_2890img_2884

                 Büyümeye, duvarın üzerinden kaldırıma sarkıp yürüyenlere engel olmaya başladığım ağustos ayı ortasında üçüncü kez budadı beni. Bu sefer de çiçek salkımlarımı küçültüp sayılarını fazlalaştırarak cevap verdim Bahçıvan hanıma.img_4484img_7476img_3661img_4476

                Güneşi de suyu da hızı da kızı da (pardon) seviyorum. Çiçeklerimin hafif hoş bir kokusu var ki sabah ve akşam saatlerinde daha belirgin oluyor.img_2885img_7475

                İsmimle müsemma kelebeklerin çalısıyım; çünkü çiçeklerimin nektarına kelebekler hücum ediyor. Evin kedisi Safo, nam-ı diğer cadının kedisi, dallarımda gezinen kelebekleri avlamaya çalışıyor.img_4473

                Kardan, soğuktan etkilenmiyorum. Dallarımın çiçeksiz hatta yapraksız hali bile zarif. Kar yağdığı zamanki görüntümü, bilmem hatırlar mısınız, Bahçıvan hanım onu uzun süre bilgisayarda arka plan resmi olarak kullandı.img_0160img_3581

                Küçük, taze bir sürgünümün bahar aylarında dikilmesiyle kolayca çoğalabiliyorum. Hızlı büyümem sayesinde bana istediğiniz formu verebiliyorsunuz. Renklerim beyaz, lila, morun türlü tonlarında olabiliyor. Beyaz çiçek sevdalısı sahibem beyaz renkli türümü bulmanın peşinde; “Güzelliğin sonu yok; bir güzelliği görüp ona sevdalanıyorsun; derken yeni bir tanesi onu geride bırakana kadar.” diyerek bu durumu özetliyor.

Yollar

                Karyolası ceviz kabuğundan, yorganı gül yaprağından oluşan Thumbellina ( Tambelina) iç pencere denizliğindeki gece yerinden de gündüz getirildiği masadaki yerinden de hoşnuttur. Masada annesi dikiş dikerken, o da bir kâse içindeki gölünde lale yaprağından kayığını at kılından küreklerle yüzdürmeye çalışır. Anne de kız da çok mutludur; gelgelelim Tambelina’nın gelişiyle üzerindeki ilginin ve sevginin kayıp gittiğini gören domuzcuk hiç hoşnut değildir bulunduğu konumdan.

                Bu yüzden pencere kanadını örtüyormuş gibi yapar ama tam örtmez. Gece çıkacak rüzgârın minik kızı uçuracak güçte olacağını bilir. Böylece karyolası ile rüzgâra kapılıp savrulan Tambelina’nın gelişiyle kaybettiği sevgi ve ilgiyi kaza süsü vererek geri almaya çalışır; ama alamaz.

                Kadın yani Tambelina’nın annesi deliye döner.  Aramadık yer bırakmaz bahçesinde.

                Çok uzun zaman beklemiştir böyle güzeller güzeli bir kızı olsun diye.Çocuğu olmadığı için Tanrı’ya yalvaran kadının karşısına Tanrı bir derviş çıkarır. Kadının avucuna bir tohum tanesi bırakan derviş; “Ek ve bekle.” der. Kadın tohumu ekip beklemeye başlar. Her gün küçük bahçeli evinin penceresindeki saksıyı kontrol eder. Tohum filizlenip topraktan çıkar,  göverip goncaya durur. Sabırla ve çocuk sahibi olma umuduyla dolu kadın kendine söylenenleri harfiyen yerine getirir: Bekler. Derken bir sabah kontrol için gittiği penceresinde onu görür. Bitkinin (çiçek) goncaları doğan güneşle birlikte açılmıştır, bir goncanın tam orta düzlüğünde minicik bir kız oturmaktadır. O kadar miniktir ki bir eldivenin parmağını keserek ona elbise yapar kadın. Adını da “başparmak” anlamında Tambelina (Parmak Kız) koyar.

                Rüzgâra kapılıp savrulan Tambelina nehirler mi geçmez, dağlar mı aşmaz! Oradan oraya sürüklenir. Bu arada mevsimler gelir geçer, Tambelina’nın arkadaşlık ettiği hayvanlar da ( domuzcuk, kurbağa balık, fare, örümcek, köstebek…)  mevsimler gibi değişir. En son arkadaşı kuş (kırlangıç)  yardımıyla evine dönüp annesine kavuşur Tambelina.

                Macerasını anlattığı annesi Tambelina’nın aslında uzaklara gitmediğini “ nehir” dediğinin bahçenin kıyısından akan dere, “uzaklar” dediğinin de kendi bahçesinin değişik köşeleri olduğunu anlar.

                Masalın sonunda Tambelina’ya şöyle der:

                “Sen, bana bahçemin gördüğümden ne kadar büyük ve zengin olduğunu gösterdin.

 

 

                Hans Christian Andersen ‘in bu masalından sonra Alice’in içtiği ve küçüldüğü sıvıdan içmeye ve küçülmeye ne dersiniz? Kuytulara girmeden, tali yollara sapmadan ana arterlerde seyredeceğimize söz veriyorum. Amaç Tambelina’nın annesine yaşattığı duyguyu bir parça yaşamak. Bahçenizi büyültemiyorsanız kendinizi küçültün! Yani bakış açınızı değiştirin. İşe yarayacak mı? Bilmiyorum. Göreceğiz.

                 Bir vadide uzayıp giden yolda ilerleyelim. Gökyüzü yukarıda, yol geniş ama iki tarafında da bitkiler konumlanmış. Kimileri kocaman. Bazıları yenilebilen türden. Çiçekli, hoş kokulu , türlü renkte yapraklı bir çok bitki.

                  Son yudumu da içip yolculuğa hazır duruma geldim nihayet.

                                Yerde yaseminin serptiği çiçekler, ileride dev bir kapı ve ahşap bir köprü.IMG_3224

Köprüyü geçince sağ tarafta karanfil, pembe Cezayir menekşeleri, sarı ipek çiçekleri.IMG_7896

Sol tarafta kediler ve börtü böcek için bir yalak. Ayaklarımın altında lila mineler.IMG_3270IMG_3500

                İleride solda mermer bir kurna. Solda gümüşi yapraklı kuzukulağı, kurna kenarında kış ortancası, kurna önünde zemheri menekşeleri, yola eğilmiş Acem laleleri. Sağda karanfil ve lavantalar.IMG_2432

                Bir ahşap köprü daha.IMG_3284

Sağda limon otu,  solda mercanköşk, ileride kala.IMG_7819

                 Mercanköşk ve dağ kekiği.IMG_8850

                Sağda gümüşi lâvantin, solda mor yapraklı oksalis.IMG_0756

                Sağda beyaz çiçekli alisyum, yine sağda ileride taşkıran.IMG_2704IMG_2984IMG_3286IMG_3287IMG_3288IMG_2672

                Sağda ve solda alacalı gümüş yapraklı lumium.IMG_3782

                Camgüzeli, lobelya ve mercanköşk.IMG_4341

                Her yıl dökülen tohumlarından biten ipek çiçekleri.IMG_4352IMG_4353

                Vapur dumanı, Japon mazısı ve lavantin.IMG_4354IMG_8117IMG_8588

                Transilvanya adaçayı sağda, dağ kekiği solda.IMG_8599

                Yaprak güzeli, Transivanya adaçayı, kuzukulağı, adaçayı ve mercanköşkten oluşan öbek.IMG_8834IMG_1072IMG_2341IMG_2364IMG_3243IMG_2607

 

                İçilen sıvı etkisini yitirmeden “Yollar” şiiriyle bitirelim bu yolculuğu.IMG_2491

 

 

 

 

                “Bir lamba hüzniyle

                Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi;

                Söndü göllerde aks-i girye-veşi

                (Söndü göllerde ağlamaklı yansıması)

                Gecenin avdet-i sükûniyle…

                (Gecenin durgun geri dönüşü ile…)

 

 

                Yollar

                Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî,

                (Ki gider kimsesiz, boş, sonsuz,)

                Yollar

 

 

                Hep birer hatt-ı pür- sükût oldu

                (Hep birer sessizlik çizgisi oldu)

                Akşamın sine-i gubârında.

                (Akşamın tozlu göğsünde.)

 

               

                Onlar

                Hangi bir belde-i hayale gider

                Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?

                ……….

(1)Ahmet Haşim, Bütün Şiirleri, Can yayınları, İstanbul, 1985, 2. Baskı

Tütün çiçeği (nicotina sanderea)

                               “Kristof  Klomb Amerika’yı keşfettiğinde yerli halk tütün yetiştiriyor ve kullanıyormuş. Amerika’ya yapılan seferler sonucu tütün ilk kez 16. yy ortalarında Avrupa’ya getirilmiş ve ardından da tüm dünyaya yayılmış.

                               Hastalanan Fransız kral naibesi  Catherine de Medicis’ye ilaç olarak tütün tozu gönderen Fransa’nın Lizbon büyükelçisi Jean Nicot onuruna verilmiş  adım nicotina. (1)

                                     Türkçedeki adım olan tütün, “tütmek” fiilinden türeyen bir isim ki ilginçliği, bitkiye uygulanan bir işlemin bitkinin adı olması.

                                Sigara yapımında kullanılan kuzenimin adı nikotina tobaco. Ben, süs bitkisi olarak kullanılan nicotina sanderae. IMG_4157IMG_7107IMG_6472IMG_3957

                               Tohumdan yetişip, haziran ayından eylül sonuna kadar çiçek açarım. Kuraklığa karşı çok dirençliyim. Tam güneşi severim; ama yarı güneşli alanlara da uyum sağlayabilirim. Bir metreye kadar boylanabilirim. Çiçek renklerim şarabî, pembe, lila, beyaz. Akşam serininde hele de hafif bir rüzgâr varsa çiçeklerimin parfümünü etrafa boca edip sonra da onları bir daha açılmamak üzere kapatırım; sabahleyin tazeleri onların yerini alır.IMG_3533IMG_6070

                               Bir önceki seneden kalma kökten filiz sürüp büyüdüğümü ve çiçeklendiğimi – hatta tohumdan büyüyenlerden çok daha yoğun çiçeklendiğimi- gören Bahçıvan hanım, bu gözlemini bahçeyi gezdirdiği konuklarına aktarıyor ve tek değil, iki yıllık bitki olduğumu vurguluyor.IMG_3570

                               Tütün yetiştiricisi bir ailenin kızı olan Bahçıvan hanım, kolay yetişmeme, bol çiçek açmama, susuzluğa tahammül gücüme, çiçeklerimin rengine ve kokusuna, kökümün ürettiği azotla toprağı doğal gübrelememe tam not verip beni şımartıyor, sigara yapımında kullanılan kuzenim nicotina tobacodan ise yaka silkiyor.IMG_3553IMG_3737IMG_2920IMG_3707IMG_3952

                               “O, bir gaspçıydı. Tohumlarını mart ayının sonunda ekerdik. Türlü bakımlardan geçerek tarlaya dikilecek fide durumuna mayıs sonu- haziran başında gelirdi. Okullar kapanıp yaz tatili başladığında dikim işiyle başladığımız tütün ziraatı,  çapalama ve kırıp dizme işlemleriyle tüm tatilimizi elimizden alırdı.” diyor Bahçıvan hanım. Ve ekliyor: “Kuzeninin tek sevdiğim tarafı kuruduğunda aldığı renklerdi. “Tütün rengi” veya “taba” diye adlandırılan o renkleri hâlâ çok severim.”

1-  AnaBritannica-Tütün maddesi